20 Eylül 2006

Bu blog olayi lily allen sarkilarini netten duyurup meshur olduktan sonra ve ingiliz gazetelerinin blogger'lari yakından takip ettiklerini ogrendikten sonra iyice ilgimi çeker oldu. Dedim sonna kizim sende aç bi blog, sIKILdikça yazarsin. Bakarsin beni de buralardan biri kesfeder dergisine falan alir, biseyler yazdirir. Mesela bir arkadasimin projesi icin yazdigim "Türkiye'deki genç kizlarin agirlikli olarak izledikleri yabanci diziler" konusuyla ilgili bir yazi var. İlgilenen var mı?


ONLARSIZ OLMAZ

Genç kızlar başkalarının hayatını inceleme ve ilişkileri analiz etme isteklerini bazen diziler aracılığıyla gerçekleştirirler. Onların hayatlarına bir şekilde dahil olurlar, sevinçleriyle sevinir ve üzüntüleriyle hüzünlenirler; dizi oldukça heyecanlı bir noktasında sona erdiyse o heyecanı bir hafta içlerinde yaşatıp yeni bölümde neler olacağını merak ederler. Yabancı dizilerin büyük çoğunluğunun Türkiye’de eşzamanlı yayınlanmamasından dolayı gelecek bölümde neler olacağı internet’ten de takip edilebilir; ama bu dizinin heyecanının biraz da olsa sönmesine neden olmaktadır.
Yabancı dizilerle ilgili olarak internet’ten takip edilmesi gereken tek şey bir sonraki bölümde neler olacağı değil tabii ki. Son dönemlerin en iyi gençlik dizisi ‘The O.C.’nin internet sitesinde dizide karakterlerin giydiği kıyafetlerin aynılarının satışı var. Dizinin, Türkiye’de olduğu gibi uzaktaki hayranlarının Orange County atmosferine girebilmek için kullandıkları bu alışveriş sitesi oldukça kullanışlı. Siteye girince son bölümde karakterlerin giydikleri kıyafetler bölüm bölüm sıralanıyor ve istenilen kıyafete tıklanarak, ürünün satıldığı asıl siteye bağlanılıyor. İlgilenenler için kıyafetler
www.theocshow.com/theocfashion.htm sitesinde bulunabilir. Tabi dizinin geçtiği Orange County oldukça zengin ve sosyetik bir bölge olduğu için dizideki kıyafetler de en seçkin tasarımcılara ve en ünlü markalara ait. Peki diziyi bu kadar popüler ve ilgi çekici yapan sadece kıyafetleri mi? Aslında Türk izleyiciler için çok bilindik temellere dayanan fakir erkek-genç kız hikayesi var ‘The O.C.’de. Orange County’ye göre çok daha fakir bir bölgeden gelip buraya yerleşen Ryan ve zengin kapı komşusu Marissa’nın yaşamlarını izliyoruz. Ryan’ın yanlarına yerleştiği ailenin Seth adında bir oğulları var ve Seth de Marissa’nın en yakın arkadaşı Summer’a aşık. Bu dörtlü ekibin yaşadıkları ve Orange County’deki inişli çıkışlı hayatlar diziye olan bağlılığı arttırıyor. ‘The O.C.’yle ilgili bağımlılık yaratan bir diğer nokta da dizi müzikleri. Dizi ilk başladığı yıllarda tema şarkısı olan Phantom Planet’in söylediği “California” herkesin diline dolanmışken, dizide çalan diğer parçalar da en az onun kadar ilgi çekmeye başladı. Bu ilgiye kayıtsız kalamayan yapımcılar da şu ana dek sayısı toplamda beşi bulan dizi müziği albümlerini piyasaya sürdü. “The O.C. Mix: Volume 1-5” adıyla satılan albümleri www.amazon.com adresinden temin etmek mümkün. Dizinin ilk iki sezonu son iki senedir CNBC-e’de yayınlanmakta ve Eylül’de üçüncü sezonun da aynı kanalda başlayacağı bekleniyor.
‘The O.C.’ modasını yakından takip eden genç kızlar yayınlandığı dönemde ve Digitürk’deki tekrarlarında ‘Sex and the City’nin de moda akımını yakından takip etmektedirler. Carrie, Charlotte, Miranda ve Samantha’dan oluşan seksi ve eğlenceli ‘Sex and the City’ kızlarının aşırı hareketli New York hayatını ve yaşadıkları ilişkileri konu alan dizi 1998-2002 yılları arasında en çok izlenen dizilerden biriydi. Altı sezonluk dönemde karakterleri yakından tanıma ve analiz etme şansına sahip olan izleyiciler her bölüm dört ana karakterin göz alıcı yaşam stilleriyle baş başa kalma fırsatını yakaladı. Her kız grubu kendi içinde birer Samantha ya da Carrie buldu ve ilişkiler dünyasında tek güvenilebilecek şeyin kız arkadaşları olduğunu dizide yaşananlarla bir kez daha anladı. İnsanları ekrana bağlayan ve ‘Sex and the City’i insancıl yapan karakterlerin birbirine olan bağlılıkları ve ne kadar kızsalar da birbirlerinin yanından ayrılmayışlarıydı; çünkü bu normal hayatta da her arkadaş grubunun yaşadığı sorunlardı. Diziyi izlenilen her yerde stil ikonu haline getiren iki önemli özellik vardı: Özgür metropolitan kızlarının her gece ayrı bir partiye katılırken giydikleri son moda kıyafetler ve ellerinden düşmeyen kokteylleri Cosmopolitan. Kıfayetlerinin kalitesi ve özel tarzları her bir oyuncuyu ayrı bir noktaya taşırken Carrie karakterini canlandıran Sarah Jessica Parker pek çok otorite tarafından seçilen en iyi giyinen aktristler listesinde hep üst sıralarda yer aldı. ‘Sex and the City’ altı seneden sonra sona ermiş olsa da, tekrarlarını izlerken beğenilen kıyafetlerin ve ayakkabıların yankı yaratmaya devam edeceği kesin.
‘Sex and the City’ kızlarından son derece farklı; ama aynı derecede bağlılık yaratan dört kadın daha var CNBC-e ekranlarında. Hem de yaşam tarzı olarak New York’lulardan geceyle gündüz kadar ayrılar. Birçok kişinin can sıkıcı olduğuna inandığı ev kadınlığına yeni bir boyut ve anlam kazandıran ‘Desperate Housewives’ yayınlandığı iki dönemdir Türk izleyicisine de ekranlara bağladı. Ev kadını denince, ‘The O.C.’ izleyen genç kızların annelerinin ‘Desperate Housewives’ı takip ettiği düşünülebilir; ama bütün bayanlar bu diziye hayran. Görünüşte dost olan ve Wisteria Lane’de yaşayan beş kadından birinin (Mary Alice Young) intiharıyla başlayan dizi onun ağzından anlatılıyor. Diğer dört arkadaş da Susan Mayer, Lynette Scavo, Bree Van de Kamp ve Gabrielle Solis. Evkadınlarının en saf olanı Susan kocası Karl’dan ayrılmış ve kızı Julie’yle beraber yaşıyor. Diğer evkadınlarının çocuklarıyla olan ilişkisine göre bu anne-kızın çok normal bir ilişkisi var. İlk sezon gönlünü yeni komşu, yakışıklı tesisatçı Mike Delfino’ya kaptıran Susan yaşanan talihsizlikler nedeniyle şu an ilişki konusunda tam bir çıkmazın içinde. Lynette’in dört yaramaz çocuğu var ve çocuklarını büyütmek için mesleğinden fedakarlık etmek zorunda kalmış. Birinci sezonun sonlarına doğru kocası Tom’la yaşadıkları hayat, iş yaşamında yaptıkları değişiklikler yüzünden tamamen ters yüz oldu. Aşırı düzenli ve mükemmeliyetçi bir profil sergileyen Bree ise ilk bölümlerde kocasının ondan boşanmak istemesi onu ilk yıkan şey oldu. Daha sonraları araları düzeldi; ama kocası Rex öldü ve çocuklarıyla arası kötüleşti. Artık eski Bree’den eser kalmadı. Ve evkadınlarının en kendini beğenmişi, en seksisi ve en şımarığı Gabrielle. Eski bir mankenken kocası Carlos Solis’le evlenmiş ve Wisteria Lane’e yerleşmiş. Birinci sezon çok yakışıklı olan bahçıvanıyla gizli bir ilişki yaşıyordu ve iş kocasının anlamasıyla Carlos’un hapse girişine kadar vardı. Bu kadar karışık ilişkiyi bir arada takip etmek zor gibi gelse de, kadınların ekrana kilitlendiği bir saat boyunca herşey çok basit gibi yaşanıyor ve her kadının içindeki evkadını ortaya çıkıyor. ‘The O.C.’de yaşanan moda çılgınlığı ‘Desperate Housewives’da da var. Dünyaca ünlü tasarımcılar, dizinin kostüm tasarımcılarına çeşitli kıyafetlerini yolluyorlar ve hepsi kendi kostümünün dizide kullanılmasını diliyorlar. Bu kadar çok insanın izlediği bir dizide yapılabilecek en iyi reklamlardan biri bu olsa gerek.
Kızların arkadaşlıklarına ve duygusal ilişkilerine bu derece odaklanmış dizilerin arasında bu sene CNBC-e’de gösterimi başlayan ‘Prison Break’ farklı konusu, hızlı hikaye anlatımı ve hiç azalmayan adrenaliyle diğerlerinden ayrı bir yerde kendini göstermeye başladı. Dizinin bayan hayranlarını ekrana bağlayan bir nokta da son derece yakışıklı baş karakter Micheal Scofield’i canlandıran Wentworth Miller. Kendisini ilk olarak Mariah Carey’nin “It’s Like That” ve “We Belong Together” şarkılarının video kliplerinde smokinli ve beyaz maskeli yakışıklı olarak gördükten sonra ‘Prison Break’ dizisinde ağabeyi Lincoln’i Fox River Eyalet Hapishane’sinden kaçırmaya çalışan küçük kardeş olarak her Perşembe CNBC-e ekranlarına konuk oluyor. Aslında dizinin konusu oldukça ilginç ve sürükleyici. Her hafta “acaba bu işin içinden
nası çıkacaklar?” sorusuyla karşı karşıya kalan seyirciyi yeni sürprizler bekliyor ve heyecan artıyor. Dizinin kısa özetiyse şöyle; Micheal Scofield, haksız yere idama mahkum edildiğine inandığı ağabeyi Lincoln Burrows’u, kalan son aylarına mahkum edildiği Fox River Eyalet Hapishane’sinden kaçırmaya kararlı olarak kendisi de aynı hapishaneye girer. Micheal iyi eğitim almış bir inşaat mühendisi olduğu ve zamanında hapishanenin planları üzerinde çalıştığı için Fox River’ın çizimlerine ulaşır. Bu çizimleri de bütün vücuduna dövme yaptırır. Böylece Lincoln’u hapishaneden çıkarırken nası bir yol izleyeceğinden emindir; ama tabi herşey onun planladığı gibi gitmez. Hapishanede iki kardeşin kaçış planından haberdar olan diğer mahkumlar da peşlerine takılır; ama bu mahkumların herbiri birbirinden güvenilmez olduğu için terslikler ardı ardına devam eder. Dizide yaşananlar, hapishaneden kaçış senaryosu ve Micheal’ın dövmeleri bazı filmlere gönderme niteliğinde. Dövmelerde “Memento”yu andıran bir hatırlatma sistemi varken, mahkumların kaçışları “The Shawshank Redemption”a ve mahkumların yarattığı ayaklanmalar “The Last Castle”a bir gönderme gibi. Bunların yanında ‘Prison Break’in klostrofobik yapısı ve sinirleri her hafta geren senaryosu yakışıklı oyuncularıyla birleşince bir saatlik çok başarılı bir seyirlik ortaya çıkarıyor.
Bu kadar aksiyon arası verdikten sonra, izleyicileri ekrana bağlayan ve televizyon tarihinin efsanesi haline gelen ‘Friends’i hatırlamadan olmaz. 1994 yılında Amerika’da ilk gösterimi başlanan dizi on sene boyunca devam etti ve herkesin favorisi oldu. Dizi sayesinde bütün oyuncular yıldız oldu. Türkiye’de ilk başlarda Atv’de “Sıkı Dostlar” adıyla yayınlanan ‘Friends’i daha sonra Digitürk yayınlamaya başladı ve tekrarları hala her hafta ekrana geliyor. Her bir bölüm dördüncü veya beşinci tekrarını yapıyor olsa da ‘Friends’ izleyenleri eğlendirmekten asla vazgeçmiyor ve her seferinde aynı espiriyle defalarca güldürebiliyorlar. Monica, Chandler, Ross, Rachel, Joey ve Phoebe’nin New York’da geçen hayatlarının öyküsü on sene boyuncu sürdü. Bu sürede Monica’nin apartmani 6’lının vazgeçilmez mekanı oldu. Joey de Monica’nın tam karşısındaki dairede, Monica’nın ağabeyi Ross da karşı apartmanda yaşamaya başladı. Hep birbirlerinden bir dakika uzaktaydılar ve hep birbirlerine destek oldular. Sonunda Monica Chandler’la evlendi, Ross ve Rachel’ın Emma adında bir bebeği oldu, Phoebe hayatının erkeğini buldu ve Joey inişli çıkışlı aktörlük hayatını Los Angeles’da devam ettirmeye karar vererek on seneyi tamamladılar. (Joey’nin Los Angeles’da nası bir hayat sürdürdüğünü merak edenler için ‘Joey’ adında bir dizi CNBC-e’de her Pazartesi yayınlanmakta). Bir dizi için on sene uzun bir süre olduğu için modada pek çok değişiklikler oldu ve bu diziye de yansıdı. İlk sezonlara göz atıldığında izleyicileri gülümsetecek pek çok kombinasyon görmek mümkün; fakat günümüze yaklaştıkça Friends de modayı belirleyen dizilerden oldu. Özellikle Rachel karakterini canlandıran Jennifer Aniston’ın giydikleri her kadının ilgisini çekti. Rachel’ın çalıştığı şirket olan Ralph Lauren’ın sahibi Ralph Lauren de diziye bir kaç kez konuk oyuncu olarak katıldı. Dizinin dünyanın büyük bir bölümünde yayınlandığı düşünülürse bu şekilde yapılan birebir reklam oldukça kazançlıydı. Diziye katılan konuk oyuncular sadece moda tasarımcılarından ibaret değildi. Jennifer Aniston’ın o dönemdeki eşi Brad Pitt, Monica’yı canlandıran Courteney Cox Arquette’in eşi David Arquette, Bruce Willis, Robin Williams, Julia Roberts, Billy Crystal, Danny De Vito, Ben Stiller ‘Friends’in konuk oyuncu kadrosundan sadece birkaçı. Bu kadar eğlenceli ve uzun soluklu bir dizi yapımcılar tarafından bir kez daha gerçekleştirilebilir mi bilinmez ama DVD’leri hala kapış kapış satılan ‘Friends’ Türk izleyicilerinin de vazgeçilmez alışkanlığı olmayı başardı.
Çeşitli kaynaklara göre Amerika’da yayını süren ‘Desperate Housewives’ın ve ‘The O.C.’nin realite şov kıvamında taklitleri yayınlanmakta. İsimleriyse “Tuesday Night Book Club” ve “Laguna Beach:The Real O.C.”. Gerçek insanların oynadığı bu taklitler ne kadar tutar orası bilinmez; ama Türkiye’de de benzer dizi girişimleri zaman zaman yaşanıyor. Diziler tutsun ya da tutmasın her izleyici en yakın dostlarıyla karşılıklı dairelerde oturup, Cosmopolitan’larını beraber yudumlayıp dedikodu yapmayı diler ya da gençliklerinde çılgın bir dörtlü olan genç kızlar evlenip aynı mahalleye yerleştiğinde umutsuz birer evkadınına dönüşmeyi ister; tabii ki komşuları Mike Delfino kadar yakışıklı ya da Micheal Scofield kadar masum bir suçlu olduğu sürece.

Hiç yorum yok: